...

Toparlanamamak - Eylemsizlik

7.4.2008 (Kategori: Denenceler)

 

 

Son iki haftadır yataktan ağlayarak kalkıyorum. Hal böyle olunca da bir türlü uyanmak gelmiyor içimden. Uyuyup duruyorum. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor. Aylardır beklediğim yapraklar açarken, çiçekler tomurcuklanırken; Ankara ile birlikte ben de ağlıyorum. Bu kadar kapalı, kasvetli bir hava olabilir mi, hem de bu kadar uzun süre ile.

 

Antalya’da çalıştığım zamanlarda; bir hafta boyunca, günde yirmi dört saat yağmur yağmıştı. O hafta içerisinde gece yatağıma yattığımda yastığımla kafamı kapatırdım yağmurun pıtı pıtı sesini biraz olsun dindirmek için. En sonunda isyan etmiştim: “Yeter artık, yağma be, çıldıracağım!”. Şimdilerde Ankara da Antalya’ya benzedi. Ankara’da benimle birlikte ağlıyor. Ve ben yine isyan noktasına geldim: “Yeter artık, çıldıracağım!”.

 

---

 

Şu son on günde, belli bir rutinimin olduğunu fark ettim. Ne zaman başıma üzücü bir olay gelse; içimden bütün eşyalarımı toplamak ve taşınmak, yaptığım işi bırakmak, eş değiştirmek gibi radikal eylemler gerçekleştirmek geliyor. Sadece aklımdan geçse hadi neyse; gerçekten de yapıyorum bunları.

 

Geçmiş muhasebesi yaparken ister istemez belli kilometre taşlarını da gözden geçirmiş oldum. O zaman anladım ki; ev, iş ve eş değiştirdiğim her dönem aslında benim veya sevdiklerimin başlarına üzücü bir hastalık veya ölüm geldiği zamanlara denk geliyor. Belli ki bu değişiklikleri de bilinçli olarak yapmamışım. Şimdi geriye bakıp da noktaları birleştirince ortaya çıkan resimden anlıyorum nedenleri-sonuçları.

 

İyi, güzel de; hayatımda her üzücü olay gerçekleştiğinde, ben neden deliriyorum? Bütün düzenimi bozuyorum ve yeni bir şeyler inşa etmeye çalışıyorum? Bana ne oluyor?

 

Bu konu üzerinde düşündüm ve varabildiğim tek sonuç “yaşamakta olduğum hayattan memnuniyet duymuyor olmalıyım ki; ölüm hatırlatıcıları geldiklerinde ben de ölümlü olduğumu anımsıyor ve yaşamakta olduğum hayatın aslında yaşamak istediğim hayat olmadığına kanaat getiriyorum” oldu.

 

Aslında bu sonuç gerçekten de üzücü bir durumu gösteriyor. O pek kıymetli dakikalarımızı, günlerimizi, aylarımızı harcıyoruz. Zamanı harcamak ile zamanı değerlendirmek arasında çok büyük bir fark olduğunu anladım. Hani Şebnem bir şarkısında diyor ya: “seninki yaşlanmak değil, eskimek, çökmek,”… Ben de kendim için aynısını hissediyorum.

 

Bugünlerde içimden şiddetli bir biçimde iş değiştirmek geçiyor. Maddi kapanımdan biraz olsun kurtulup da gerçekten yapmak istediğim işler için enerjimi harcamak istiyorum; ama hiçbir şey yapmıyorum. Hiçbir girişimde bulunmuyorum. Bir toparlanamama, bir eylemsizlik hali çöktü üstüme. Ağlamaktan, uyumaktan ve evin içinde boş boş dolanmaktan ziyade bir şey gelmiyor elimden. Herkes: “Geçecek, biraz daha dayan,” diyor. Ben de öyle yapmaya çalışıyorum.

 

Ankara’nın kapalı, yağmurlu, soğuk havası nasıl geçecekse ve yerini güneşli, sıcak bahar havasına bırakacaksa; içimdeki toparlanamama durumu, onun getirdiği eylemsizlik de geçecek ve yerini artık değiştirmek istemeyeceğim bir hayata bırakacak. Yani umarım öyle olacak.

 

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

« Önceki Sayfa :: »