...

Ürküten İkilem

21.3.2007 (Kategori: Dusunceler)

 

 

İnsan ilişkileri söz konusu olunca beni en çok korkutan davranışlardan birisinin ne olduğunu biliyorum artık: “Sabırlı davranmak”.

 

Hani bize sabrın bir meziyet olduğu öğretilmişti ya, hatta sabrımızın sonunun ödül olacağına inandırıldık ya (Örnek: “Bekleyen derviş muradına ermiş”), hatta konuşup anlatmak, anlatıp anlaşılmak, anlaşılıp uzlaşmak dururken susmak, bildiğini saklamak erdemli gösterildi ya (Örnek: “Söz gümüş ise sükut altındır”)…

 

Yaşadıkça ve gördükçe, daha da önemlisi düşündükçe; yani denenceledikçe anlıyorum ki bize öğretilmiş ve dahi de öğretilmekte olan pek çok şey bir kandırmaca, yalan dolan ve benliğimize tehdit birer eziyet unsuru olmaktan başka bir işe yaramıyor (Not: Bu yazının konusu ile alakası yok; ama Dove’un Gerçek Güzellik Kampanyası hoşuma gitti. Aferim fikri bulanlara, bulup da hayata geçirenlere).

 

---

 

Misal işte: sabırlı olmak. Hele bir de “beklentileri karşılamak uğruna kendinden ödün vermek” eğilimi ile birleşince, işte ortaya eninde sonunda kopacak bir ilişkinin temelleri atılmış oluyor.

 

Yapmacıklık var elbette bu kavramların altında. Yine dönüp dolaşıp “cesaret yoksunluğuna” dayanıyor sorunlar. Kendimi olduğum gibi ifade etmekten, olduğum gibi yaşamaktan çekindiğim için “benden beklenenlere uygun davranıp sabırlı oluyorum” ve en sonunda “BUM!” cinnet geçirip eşimi kesiyorum, çocuklarımı boğuyorum, ebeveynlerimi yakıyorum, nihayetinde kendimi de asıveriyorum.

 

Hadi sonuçların bu kadar trajik olmadığını varsayalım. O zaman ne yapıyorum? O zamana kadar kurmak için çabaladığım hayatımı, evimi, işimi terk edip gidiyorum, omuzlarımdan kalkmış bir ton yük, dilimin ucunda bir türkü “Ben yalnız bir kovboyum…” güneş batarken yürüyüp gidiyorum.

 

Arkamda kafası karışık, ne olduğunu anlamadan kalakalmış, duygusal çökkünlük ve üzüntü içinde, hatayı kendinde arayan “güya sevdiklerimin” ne hissetikleri ve düşündükleri umurumda olmadan, kendi başıma mutlu ve huzurlu gidiveriyorum.

 

İyi mi yapıyorum peki?

 

Kendimce en iyisini yapıyorum. O güne kadar olmadığım bir şeyi olabilmek için o kadar çaba harcamıştım ki nihayet kendimle barışıyorum. Hatalarımı anlıyorum. Nihayet dürüst olduğum için kendimi tebrik ediyorum. Kendi özüme bir adım daha yaklaşıyorum.

 

Peki ya arkamda bıraktıklarım? Onlar nerede hata yaptılar? Neden acı çekiyorlar?

 

---

 

Bu sorunun tek bir cevabı var; çünkü “ben” gerçekliğimi yaşamak yerine rol yapmış, sınırlarımı zorlayacak kadar sabırlı davranmış, gerçekliğimi sükunetimle saklamış iki yüzlü bir tembelim ve onların en büyük hatası “ben”i sevmiş, bana inanmış ve güvenmiş olmak.

 

İşte insan ilişkileri; matematiğe ve elle tutulur ispatlara konu olmayan herşeyin doğru olabileceği tezlerin ortalıkta savrulup durduğu sosyal bilimlerin konusu.  Sürece bağlı olarak her türlü eziyetin “doğru” kabul edilebileceği bir bilim dalı.

 

---

 

Şimdilerde; yer yer “fütursuz”, “sözünü sakınmaz”, “fevri”, “dengesiz” gibi olumsuz sıfatlarla tanımladığımız insanların, “sakin”, “ağırbaşlı”, “sabırlı”, “dengeli” diye olumlu sıfatlarla tanımladığımız insanlardan daha güvenilir olduklarını düşünüyorum.

 

Güvenilirler; çünkü bu insanların içi dışı bir. O anda akıllarına geldiği gibi davranıyorlar, karşılaştıkları durumlara anında tepki veriyorlar, uzunca süre düşünüp tartıp da “gerçekten oldukları” gibi değil de “öğretilerine göre rasyonel olana” göre tepki vermiyorlar. Samimiler, gerçekler… İçlerinde biriktirmiyorlar. O anda olup bitene karşı tepkilerini içlerinden atıp kurtuluyorlar. Zamanla ağırlaşmıyor, altından kalkamadıkları sıkıntı birikintilerinin altında ezilmiyorlar.

 

Heyecanlılar, zaman zaman kalp kırıcılar; ama en azından uzun vadede sizi kesme ihtimalleri yok. Nedenini bilmediğiniz ya da en son anda öğrenip de şaşkınlıktan donakaldığınız terketme gerekçeleri yok.

 

Onlar zaten hep gözünüzün önünde oluyorlar. Konuşup anlatıyorlar, dinlerseniz ne güzel, dinlemezseniz de başınıza gelebileceklerden haberdar oluyorsunuz zaten.

 

---

 

Belki de ilişki içinde olduğumuz kimseleri tanımlarken kullandığımız sıfatlara yeni ve farklı bir bakış açısı ile yeniden eğilmemiz daha iyi olacak. İlişkilerimizi kalıplara göre değil gerçekliklerine göre gözden geçirmemiz bize fayda sağlayacak.

 

Zaten “hayata bakış açımızı ve özümüzü bulmak süreci” dediğimiz şey de bu ürküten ikilemleri çözümleyebildiğimizde gerçekleşmiyor mu?

 

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

« Önceki Sayfa :: Sonraki Sayfa»